Kaçış Planı: Geyikli Gece’ye Postmodern Bir Bakış


Baudrillard'dan bahsettiğim o ilk yazıyı hatırlarsınız, temsillerin gerçekten daha gerçek olduğu, reklam panolarındaki o pürüzsüz yüzlerin bizi taklitlere çevirdiği simülakr... İşte bu noktada, Moriyama'nın bulanık kadrajından kaçıp sığınabileceğimiz tek bir yer kalıyor: Geyikli Gece.

Turgut Uyar’ın Geyikli Gece şiirine postmodern bir yerden bakmak aslında şiirin kendi doğasına oldukça yakışan bir okuma biçimi sunar. Çünkü bu metin, yüzeyde pastoral bir kaçış anlatısı gibi görünse de derininde parçalanmış özne, yabancılaşma ve gerçeklik algısının kırılması gibi modern sonrası duyarlılıkları taşır.

Şiirde geyikli gece ilk bakışta bir kaçış alanı gibi kurulur. Kentin bunaltıcı atmosferinden uzak, doğaya ve saf bir zamana dönüşü simgeler. Ancak postmodern perspektiften bakıldığında bu alan gerçek bir sığınak değil, öznenin zihinsel olarak kurduğu bir simülasyondur. Yani burada doğa, dış dünyada var olan bir gerçeklikten çok, öznenin ihtiyaç duyduğu bir anlatı parçasıdır.

Şiirde özne, tutarlı ve sabit bir kimlik sunmaz. Aksine kent ile doğa arasında gidip gelen bölünmüş bir bilinç vardır. Bu da postmodern öznenin temel özelliklerinden biri olan merkezsizleşmeyi hatırlatır. 

Postmodern okumada dil sadece bir araç değil, başlı başına bir problem alanıdır. Geyikli Gece'de de dil, dış dünyayı temsil etmekten çok kendi içinde dolaşır, imgeler kesin bir karşılığa işaret etmez bunun yerine sürekli ertelenen bir anlam üretir.

Kent, yabancılaştırıcı ve yapay bir alan olarak kurulur ancak söylediğimiz gibi burada dikkat edilmesi gereken şey şu ki kent ne kadar temsil olsa bile doğa da onun karşısında bir gerçeklik alternatifi değildir. Oysa Rousseau'dan beri kent yapay doğa ise gerçekti, bu kabul edelim ki çok rahat bir okuma olurdu ancak postmodern okuma bu rahatlığı bozar. Hayır, şair doğayı da bir temsil olarak kurar, işte bu rahatsız edicidir. Temsil, gerçeğin yerini o kadar almıştır ki aradaki fark kaybolur. Şiirdeki geyikli gece "işte orası" diye işaret edebileceğiniz gerçek bir orman değil, bir simülakrdır. Yani şiir karşıtlık sunmaz iki farklı kurgu düzlemi yaratır. Kent, modernitenin temsilidir; Geyikli gece, bu temsilin karşı anlatısıdır ancak ikisi de öznenin zihinsel üretimidir.

Şiir, belirli bir anlatıyı tamamlamaz, boşluklar bırakır. Okur bu boşlukları kendi doldurur. Bu da metni postmodern anlamda katılımcı hale getirir. Ayrıca geyik imgesi, Türk edebiyatındaki pastoral gelenekle  ilişki kurar ama bu ilişki ironiktir. Geleneksel doğa romantizmi burada kırılır ve yeniden yazılır. Şiirde doğaya dönüş yoktur sadece doğa imgesini kurmaya devam etmek vardır.

Fotoğrafı bu kez ben çektim, Budapeşte'de bir noel pazarında kenarda oturmuş sıcak şarap yudumlayıp ışıkların sönmesini bekler ve geyikli geceyi düşünürken...

Yorumlar

  1. yazını çok beğendim, özellikle şiirde kurulan yapının aslında bir simülasyon olduğuna işaret etmen bu şiire ilk kez farklı bir yerden bakmamı ve görmemi sağladı.

    buna rağmen geyikli gece bana sadece bir kaçış gibi gelmiyor, daha çok gerçekliğin içinden açılan kısa bir aralık gibi; neonların, teorilerin kuramadığı o sıcaklığın, o temasın geçici olarak yeniden üretildiği bir yer sanki.

    şehrin insanı duyarsızlaştırdığı yerde bir yeniden hissetme pratiği gibi; modern hayatın öğüttüğü insanın kısa süreliğine yeniden hissedebildiği bir alan. ama o bile kalıcı değil, insan sonunda yine kendisiyle kalıyor ve uzanıp kendi yanaklarından öpüyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. insanın kendi yanaklarından öpmesi de kendine dönmesinden ziyade dışarıda bulamadığı sahiciliği kendi imgesiyle teselli etmesidir, böylece bu dize geyikli gecenin kurgusallığını ele veriyor, tüm okumayı özetliyor aslında, teşekkür ediyorum

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Rush Hour, Train Station ve Baudrillard

Kim Bu Popüler Edebiyat: Patates Kızartması ve Kültür Endüstrisi