Kayıtlar

Her Patates Kızartması Aynı Değildir: Kitsch, Kifayetsiz Muhteris ve Greenberg

Resim
McDonald's patatesiyle, evde usulüne göre kızartılmış, çıtır çıtır, üzerine tuz ve kekik serpilmiş patates arasında dağlar kadar fark var. İkisi de patates, ikisi de kızartma, ikisi de popüler. İşte popüler kültür de böyle. Popüler  diye her şeyi aynı torbaya koymak, bütün patates kızartmalarını farksız görmek gibi haksızlık olur. Bu yazıda popüler kültürün kendi içindeki hiyerarşisini konuşacağız. İşin içine üç şey girecek: kitsch , kifayetsiz muhteris ve Clement Greenberg . Hazırsanız başlayalım. Kitsch , 19. yüzyılda Almanya'da ortaya çıkmış bir terim. İlk kez 1860'larda veya 70'lerde Almanya'nın sokak pazarlarında ucuz, popüler ve pazarlanabilir resimleri tanımlamak için kullanılmış ve modern dönemde yüksek sanat ın karşısında konumlandırılmıştır; taklit, klişe, yüzeysel ve kolay tüketilebilir olanı ifade eder. Clement Greenberg , 1939 tarihli Avant-Garde and Kitsch makalesinde kitsch i modern kapitalist toplumun bir ürünü olarak tanımlar. Sanayi toplumuyla bi...

Kim Bu Popüler Edebiyat: Patates Kızartması ve Kültür Endüstrisi

Resim
Popüler edebiyat dendiğinde çoğumuzun aklına hafif , sığ ve tüketimlik gibi sıfatlar gelir. Oysa bu kavramı yalnızca beğeni düzeyinde tartışmak yetersizdir, onu doğuran toplumsal ve ekonomik zemini anlamadan sağlıklı bir değerlendirme yapılamaz. Kapitalist sistem ortaya çıktığında sanat da bir meta haline geldi, artık sanat seçkinlerin kapalı devre ürettiği bir şey değil pazarlanması gereken bir maldı. Matbaanın yaygınlaşmasıyla gazete, dergi, kitap herkese ulaşmaya başladı ve okuma yazma oranı arttı. Popüler kültür tam burada doğdu: eğitim görmemiş, şehirleşmemiş alt ve orta tabaka yavaş yavaş şehir hayatına gelip işçi, memur olmaya başladığında onların zevklerine hitap eden bir kültür ortaya çıktı. Bu kültür, alt ve yüksek sınıfın bir ortalaması haline geldi. Eskinin romance dünyası masallar, menkıbeler, destanlar, halk hikayeleri hep vardı ama burjuva aydınlanma dünyasında artık olağanüstü olaylar değil sıradan burjuva bireyin hayattaki yolculuğu önem kazandı. Roman türü tam da bura...

Kaçış Planı: Geyikli Gece’ye Postmodern Bir Bakış

Resim
Baudrillard'dan bahsettiğim o ilk yazıyı hatırlarsınız, temsillerin  gerçekten daha gerçek olduğu, reklam panolarındaki o pürüzsüz yüzlerin bizi taklitlere çevirdiği simülakr... İşte bu noktada, Moriyama'nın bulanık kadrajından kaçıp sığınabileceğimiz tek bir yer kalıyor: Geyikli Gece. Turgut Uyar’ın Geyikli Gece  şiirine postmodern bir yerden bakmak aslında şiirin kendi doğasına oldukça yakışan bir okuma biçimi sunar. Çünkü bu metin, yüzeyde pastoral bir kaçış anlatısı gibi görünse de derininde parçalanmış özne, yabancılaşma ve gerçeklik algısının kırılması gibi modern sonrası duyarlılıkları taşır. Şiirde geyikli gece ilk bakışta bir kaçış alanı gibi kurulur. Kentin bunaltıcı atmosferinden uzak, doğaya ve saf bir zamana dönüşü simgeler. Ancak postmodern perspektiften bakıldığında bu alan gerçek bir sığınak değil, öznenin zihinsel olarak kurduğu bir simülasyondur. Yani burada doğa, dış dünyada var olan bir gerçeklikten çok, öznenin ihtiyaç duyduğu bir anlatı parçasıdır. ...

Rush Hour, Train Station ve Baudrillard

Resim
İlk yazım için nereden başlamalıyım diye düşünürken, yolum en sevdiğim karelerden birine çıktı. Daidō Moriyama’nın meşhur bulanık, grenli ve yüksek kontrastlı dünyasına ait bu "image" yaşadığımız postmodern döneme denk düşüyor. Belki sonraki yazımda Geyikli Gece'nin yapay ışıklarından, şeker kamışlarından ve naylon kadın çoraplarından bahsederim, şimdilik bu başlamak için iyi. Postmodern dünyada yaşadağımız gerçeklik krizini anlatırken Baudrillard simülasyonların gerçeğin yerini aldığından bahseder. Artık imajlar bir şeyi temsil etmez aksine gerçeklikten bağımsız, kusursuz ve baskın yeni bir evren yaratırlar. Baudrillard’ın hipergerçeklik dediği bu evrende temsiller gerçeğin kendisinden çok daha cazip ve ikna edicidir.  Bu kare, Baudrillard'ın teorisinin sokaktaki somut bir yansıması gibi. İlk gördüğümüz bir reklam panosundan bize bakan  kristal netliğinde bir yüz. Oysa o yüz aslında orada olmayan dijital olarak mükemmelleştirilmiş bir simülakr. Diğer yanda ...